Ateş Böcekleri Üflemekle Sönmez #1

Ateş Böcekleri Üflemekle Sönmez 
Çiçekler Açıyor Mu Saçlarında?

// Mai Gıybet Kusuyor //
"Ejderlerin Sansarlara karşı sergilediği çetin mücadelenin ikinci yarısı neredeyse başlamak üzere. Tribünleri dolduran kalabalığın içinde pek çok tanıdık yüz görmek mümkün. Kendisinden kırk yaş büyük, kırk kat zengin kocasını boynuzlayabileceği yeni avına odaklanmış 'Dolgusuz Asla Yaşayamam' Selin, protein fazlası kaslarıyla üniversitenin gözde playboyu dar gömlekli Cihan, havuzun kullanım saatleri dışında gamze güzeli Kerem'e yüzmeyi öğreten -yersen- eski öğretim görevlisi Seyit Kandemir, hatta ve hatta geçirdiği trafik kazası sonucu iki bacağını da kırdığı için derslerine katılamayan bekar, yakışıklı ve fazlasıyla çapkın Prof. Giz Aslanoğlu bile burada. Onunla ilgili küçük bir aydınlatma yapmadan edemeyeceğim, kendisinin iki bacağı, ahtapot gibi yanındaki sarışına yapışan kolları ve hatta kızın sümüklerini kadar her yerini yalayan dili bile gayet sağlıklı gözüküyor. Umarım kuzeninizin rapor yazmak alanında uzman bir cerrah olması sizi dekanın gazabından koruyabilir Giz Bey! Tabi ki buraya sahanın üstünde olup bitenleri görmeye gelmedik. Biz aşağıda olanlarla ilgileneceğiz. Stadın karanlık koridorlarını arşınlamak için tahmin edin kim izin kopardı? Kokuyu alıyor musunuz? Almalısınız. Leş gibi gıybet kokuyor! "
Satırları okurken yüzünde oluşan tebessüme rağmen başını iki yana salladı İskender. Devamında neler yazdığını düşünmeyi bile korkunç bulduğu gazeteyi masanın üstüne geri bıraktı. Daha sonra da masadaki kahve fincanına uzandı ve onu ters çevirdi.


-Yaşlı cadıya benimle uğraşma için malzeme mi çıkarmaya çalışıyorsun?" dedi karşısında oturan abisi. Omuzlarını silkmekle yetindi İskender. İki yıl önceye kadar İskender de abisi gibi bunların kesinlikle 'koca karı zırvası' olduğunu düşünüyordu. Ama yaşlı cadı kazanın gelişini haber vermişti kendisine. Babaannesini dinleyip evde kalmadığı için bir gün bile pişmanlık duymamış olsa da önlem almak gibi düşünüyordu bunu. Geçirdiği kaza bacağını alsa da ona Müzeyyen'i getirmişti sonuçta. Müzeyyen yanında olduğu sürece her şeyle baş edebilirdi.
-Sende mi okuyorsun?" diye şakıdı merdivenlerden inen Müzeyyen.
-Koşmadan inemez misin?"
-Bebeğimi senden daha çok düşünebilirim." diye homurdanıp turuncu kıvırcıklarını eliyle arkasına savurdu. İskender derin bir iç çekti karısı gelip yanına otururken.

-Tüm şehir sizin bu çatlak gazetenizi okuyor. Sana güvenim sonsuz hayatım ama o deli Mai'nin ne zaman benim hakkımda yazacağını merak etmiyor değilim. Kuzen olduğumuzu umursayacağını pek sanmıyorum." dedi fincanın yanından aldığı bardağından bir yudum su içerken İskender. 
-Kapattın değil mi oğluşum?" diye bir ses duyuldu alt katın merdivenlerinden. Müzeyyen gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken İskender ayağa kalktı ve yanlarına gelen babaannesine yer açtı. Yaşlı cadı koltuğa çökerken torununun fincanını eline aldı ve telveleri okurken kendi kendine mırıldanmaya başladı.


- Otuz oldun. Kardeşini de evlendirdiğimize göre, artık resmen evde kaldın. Umudum yok ama belki seni alacak bir dul bulabiliriz. Ne dersin? Bakalım burada tatlı bir yüz görebilecek miyim?
-Kızıl bir dul lütfen... " dedi Karahan ciddiyetle fincanı süzen babaannesine.
-Neyse ki artık her renk boya var." diye homurdandı yaşlı kadın. Parlayan gözlerini torununun üzerine dikip;
 -Gözleri menekşe rengi, paşamız için uygun mudur?" dedi.
-Sen saçlarından haber ver. Çiçekler açıyor mu saçlarında?" Tekrar fincana dönen kadının yüzü hafif gölgelendi.
-Ne oldu şimdi? Sakın sarışın deme bana." diye alayla soludu Karahan.
-Bir de çocuk var." diye mırıldandı kadın.
-Oh niye üzülüyorsun, ne güzel bak belki ki daha yılımız dolmadan torununu da vereceğim kucağına."dedi yalancı bir neşeyle şakıdı genç adam. 
-Çocuk senin değil." dedi babaannesi kederli bir sesle. "Görünen o ki gerçek bir dula kaldın." Karahan anlık bir şaşkınlıktan sonra eski sakin haline geri döndü.
-İkisi de çiçekleri sevdiği sürece benim için hiç bir sorun yok. Benden önce çiçeklerimi sevsinler yeter."
Ayaklanıp elindeki kitabı raftaki yerine koydu. Sakin adımlarla aşağı kata indi, portmantodan aldığı montuyla kapıdan çıkarken "dükkana geçiyorum" diye seslendi ev ahalisine.


Eski köşk gıcırdayarak uğurladı onu. İki sokak ötede bir çiçekçi dükkanı vardı Karahan'ın. Üst kattaki küçük daireyi dükkanla birlikte satın almış ama kalabalık ailesini geride bırakıp da tek başına kalmak istememişti. Dükkanın olduğu sokağa döndüğünde gördü onu. Üzerinde siyah şişme montundan seçebildiği kadarıyla yıkanmaktan tüylenmiş gri bir kazak vardı. Siyah pantolonunu yeşil botlarının içine sokmuştu. Kulakları ve burnu soğuktan kıpkırmızı olmuştu. Gece karası gözlerini adama çevirip koyu kahve kaşlarını çatarken:
-Çiçekçi sen misin?" dedi sanki tek rakamlı yaşlarda değil de elliyi aşkın yaşlarındaymış gibi bir tonlamayla.


-Evet." dedi Karahan. Uzun konuşmalardan asla haz etmez, sessizliği ve sükuneti severdi. Kapıyı açtı ve küçük misafirini içeri buyur etti.
-İçecek bir şeyler ister misin?" dedi Karahan çocuğa. Başını olumsuzca iki yana salladı çocuk. 
Elinde tuttuğu kağıdı adama uzattı. Karahan çocuğun elindeki kağıdı alırken çiçeklerin arasına yerleştirdiği sallanan hasır koltuğuna oturdu. Kağıdın üzerinde bir kaç çizik, anlamsız bir kaç harf vardı.
-İş için geldim." dedi ellerini iki yanında yumruk olurken. "Annem önceden bir yerde çalışmamışsam kimsenin beni işe almayacağını söyledi. Önce deneylerim olmalıymış. Kimse beni işe almadan nasıl deneylerim olabilir? Yine de kendi başıma yaptığım bazı deneylerimi oraya yazdım." dedi küçük parmağını kağıdın üzerindeki bazı anlamsız şekillerin üzerine koyarken. "Bunlar kurbağalarla yaptıklarım, bunlar da kara sineklerle, şurada da arılarla yaptıklarım yazıyor. Fırıncı bu deneylerin kendisinin pek işine yaramayacağını söyledi. Sen ne dersin?"
Karahan surat ifadesini sabit tutmaya çalışarak, 
-Hmm." diye mırıldandı. "Kaç yaşındasın?"
-Evet bir de o sorun var. Altı yaşındayım ama okula erken başladım. Sabahları okula gitmem ve sadece öğleden sonra gelmem gerekebilir. Ne dersin?


-Neden çalışmak istiyorsun?"
-Para kazanmak için." dedi omuzlarını silken çocuk.
-Parayla ne yapacaksın?"
-Bisikletim bozuldu. Annem parası olmadığı için çok üzülüyor. Gidip ona sormak istemiyorum. Arkadaşlarıma böcek satarak beş tl biriktirdim.Tamirciye gidip sordum. Oda kırk beş daha gerekir dedi. Gerekli şeylerin bir listesini vermesini istedim. Sonra bu malzemeleri satan yeri buldum. Yirmi liraya verecekmiş gerekenleri. Düşündüm. Kendim de tamir edebilirim. Yirmi tl istiyorum. Ne dersin?
-Tamam." dedi Karahan çocuğun gözlerindeki hüznü silebilmek için. "Daha az konuşmaya gayret gösterirsen bir kaç gün seni deneyebilirim."
-Tamam." dedi çocukta aynı kararlılıkla. "Deneyleri bende severim."

-devam edecek-

***

Bir önceki kısa hikayemi okuduysanız bazı karakterler tanıdık gelebilir. Uzun bir aradan sonra yeni bir kısa hikayeyle dönmek istedim. Umarım seversiniz.


Yorumlar

  1. Kaleminize sağlık, sürükleyici bir anlatım :)

    YanıtlaSil
  2. Harika,merakla devamını bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim canım Aysel ♥

      Sil
  3. heeeey müzeyyenle iskender. çok değişikti. bu da çok değişik. bu hikayeyi nasıl düşünüp bulduğunu vallahi merak ediyorum. eskisini de merak ediyordum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya çok teşekkür ederim Deep. Senin yorumların benim için çok önemli, beğenmene çok sevindim ♥ He-he (annelerimizin dediği gibi) orası da bana kalsın ☺

      Sil

Yorum Gönder

Güzel yorumun için kokulu öpücükler, sevgili okuyucu...

Popüler Yayınlar