26 Kasım 2016 Cumartesi

Marslı // The Martian

○ Marslı ○
Sorsan Dünya Turuna Hazırım
Ama Okula Gitmeye Üşeniyorum
(Spoiler içeriyor olabilir)

Yine okula gitmeye üşendiğim bir gün, oturdum uzun zamandır methini duyduğum 'Marslı' (orjinal adıyla The Martian) filmini izledim. Filmi izlemeye başladığımda tek başımaydım, ekran kararıp da isimler akmaya başladığında dört kişi olmuştuk. İlk önce kısa bir bilgilendirme yapayım.
 'Marslı' Andy Weir'in aynı adlı kitabından uyarlama bir film. 



Kitabın arka kapağında 'Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.' yazıyor. Belki filmi izlemeden önce kitabı okumayı düşünebilirsiniz. Çünkü hakkında sayısız güzel yorum okudum. Filme gelecek olursak, konusu kısaca şöyle:

***

Mars gezegenine astronotların gönderildiği bir görevde beklenmedik bir anda şiddetli bir fırtına baş gösterir. Bu fırtına sırasında kopan ağır metal bir alet Mark Watney (Matt Damon) isimli astronota  çarpar ve Mark’ı sürükler. 



Diğer astronotlar görüş mesafesini azaltan fırtınanın etkisiyle Mark’ı bulamayınca onun öldüğünü düşünürler ve Mars’tan ayrılırlar. Aslında çarpan parçadan kopan bir cisim Mark’ın kıyafetini delip vücuduna saplanmıştır. Biriken kan ve saplanan bu cisim Mark’ın astronot elbisesindeki noktaları kapatır ve Watney şans eseri hayatta kalır. Uyandığında ise Mars’ta kendisini yapayalnız bulur.

***

 Mark Watney rolünü canlandıran Matt Damon gerçekten başarılı bir iş çıkarmış ortaya. 
Bir an için onun tüm o 'her şey yoluna girecek' sayıklamaları ve insanüstü uğraşları için ağlamaya başlayacağımı düşündüm. Düşünsenize, bulunduğunuz gezegen üstündeki tek insansınız.
Bu bile insanın tüylerini diken diken etmeye yetecekken, siz kısa bir süre sonra yiyeceğinizin, suyunuzun ve oksijeninizin bitebileceğini bilen bir bilim adamısınız. Ben daha ilk gün ölürdüm. Hala yemeğim, suyum ve oksijenim varken...


Neyse ki bilim adamı değilim. Bazen neden daha zeki olmadığımı düşünüp hayıflanırdım hep... Bu filmi izledikten sonra bu düşüncemden vazgeçtim. Sonuçta sahip olduğum parlak zeka beni Mars'ta mahsur kalan bir insana dönüştürecekse; suyumun, yiyeceğimin ve oksijenimin bana ne kadar süre yeteceğini  ve alternatif bir sonuç üretmediğim takdirde ölümüme kalan süreyi hesaplamama neden olacaksa ve en kötüsü Dünya'ya dönmeye çalışırken kaburgalarım kırılacaksa ne yapayım ben o zekayı...
Mark'ın bir botanik bilimci olduğunu ve kendi dışkısında yetiştirdiği patatesleri yemek zorunda olduğu kısma değinmiyorum bile :))



Gerçek anlamda "yok artık ya!" diyeceğiniz çok yer var filmde. Ama o imkansızlıkları, bunun bir belgesel değil de bilim kurgu olduğunu düşünerek göz ardı ederseniz gerçekten acayip sürükleyici bir film. Filmi izlemeye başladığımda yalnızdım. Bitirdiğim biricik kediciğim de dahil olmak üzere dört kişiydik. İzleyen herkesten tam not aldı film. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. 
♥ 

8 yorum:

  1. ayy artık gitmen gerekmiyor marsaaa oleeey bundan da kurtulduun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, yapılacaklar listesinden bir madde daha silindi :D

      Sil
  2. 'Yine okula gitmeye üşendiğim gün...' a-ha bir tembel daha tespit edildi diyip hemen takibe aldım. Nedeeen? Çünkü bir miktar yalnizamaozgur gördüm orada :D :D

    Bende ölmeyi beklerdim heralde. Adamlarda ne yaşama umudu var be!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tembellik bir parçam oldu artık :D Hoşgeldinnn ♥ ♥ Öyle gerçekten, bu kadar umut bünyeye fazla :))

      Sil
  3. İnsan bir şekilde ölecek. Ha dünyada, ha marsta. Dünyadaki ölümler daha şiddetli oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru, ölüverseydi işte :))

      Sil
  4. kaç kişi aynı sabrı gösterirdi bilemeyeceğim:))) çok güzel bir filmdi.

    YanıtlaSil

Güzel yorumun için; kokulu öpücükler, sevgili okuyucu...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...