21 Kasım 2016 Pazartesi

Bir Şans Daha #3

Bir Şans Daha
Kaderlerimiz Birbirine 
Bağlanmış! #3

İskender tezgahın arkasından çıktığında elinde iki kupa duruyordu.
Masaya otururken kupalardan birini Müzeyyen'in önüne koydu.
Yağmur yeniden başlamıştı. Oturduğu yerden dışarıyı seyrederken normal gözüken tek şeyin bu olduğunu düşündü Müzeyyen. 
"Papatya çayı. Sakinleşmeni sağlar." 


"Garip bir şekilde, çok sakinim." diye mırıldandı. 
Saat çok geç olmuştu ama dükkanların hepsi hala açıktı. Müzeyyen biraz kafasını toparlasın diye onu sıcak bir şeyler içebilecekleri bir yere sokmuştu İskender.
Anlamakta zorlandığı şeyler olduğunun farkındaydı. 
"Sormak istemiyor musun?"dedi İskender.
"Cevap alabilecek miyim?"
"Belki..."
"Öldüm mü?"
"Sanmıyorum. Öyle olsa hala burada olmazdım."
"İnsanlar nerede?"
"Sen nerede istiyorsan oradalar. Görünen o ki dışarıda kalmalarını istiyorsun."
Evet, sonsuza kadar herkesi kabuğunun dışında tutmak istiyordu Müzeyyen. Elinden alınabilecek başka bir şeye daha tahammülü kalmamıştı. Yeni arkadaşlar bulmayalı çok oluyordu, hayatına yeni birileri girmesin diye özenle uğraşıyordu.
'Eskileri beni bu kadar yorarken, yeni kayıplarla başa çıkamam!" diye düşündü.
Sonra aklını gelen bir fikir kaşlarını çatmasına neden oldu. Şaşkın gözlerini adamın üzerine dikti.
"Nasıl yani, onları ben mi dışarıda tutuyorum?"


"Gelmeyi düşündüğün yerdesin. Zihnin kendisini buraya gelmeye öylesine hazırlamıştı kaza olduktan sonra kendini bir anda burada buldun. Hava yağmurlu ve karanlık çünkü bedenin kontrolünde olmadığı için bir şekilde kapana kısıldığının farkındasın. Bilinçaltın seni korumaya çalıştığı için bu zamana kadar hep görmüş olduğun, tanıdık şeyler çıkardı karşına. Daha önce gördüğün binaları, yolları, arabaları... Hatta önündeki kupa, senin. En sevdiğin, annen hediye etmişti. Tabii zihnin bu oyuna insanları da dahil edebilirdi. O zaman olayları kavraman daha uzun zaman alırdı ama maalesef bilinçaltın bir kale gibi... İçeriye kimseyi almaması gerektiğine onu çok güzel inandırmışsın."
İskender bilinçaltını ne kadar güzel kandırdığını böyle rahat bir ifadeyle anlatana kadar, kendisi bile gerçekten başarılı olduğunu düşünmüştü. Ama başaramadığını işte tam o an fark etti. Yapamıyordu işte. O yanında olacak bir nefese her zaman ihtiyaç duyan insanlardandı. Asla yalnızlıkla baş edemezdi. Edemiyordu. Edememişti. 
"Belki de kafayı yedim" diye düşündü. Ne güzel olurdu, böyle bir hiçliğin ortasında, başka kimse olmadan sadece bu şefkatli bakışları olan adamla oturmak...
Kızın suratındaki alaycı gülüşü fark eden İskender ilk önce anlam veremedi.
"Ne oldu?" dedi rahatından ödün verip biraz dikleşerek.
"Madem bilinçaltımı kandırmışım, peki o zaman sen kimsin?"
İskender huzursuz olmuş gibi baktı önce. Dudaklarını yalayıp eliyle yanağını kaşıdı.


"Ben... Hayalindeki yönetmenim.  Ağzımdan dökülen tüm sözcükler sana ait. Bilinçaltının bir eseriyim. Koruma mekanizması gibi düşün. Buraya geldiğinde kimseyi bulamazsan delireceğini düşünmüş olmalısın. Buda kendini koruma yöntemin. Ben sadece bir hayalim."
Sadece bir hayal! Müzeyyen hiç bu şekilde düşünmemişti. Onun gerçek olmaması mümkün müydü? Elini uzatsa dokunabileceği, kalp atışlarını hissedeceği bu adamın kendisiyle birlikte yok olacağı düşüncesi içini acıttı. 
Derinlerde bir yerde onun yaşamasını diledi. Nefes alıyor olmasını... 
"Ne olacak şimdi?"
İskender bilmiyordu. O, Müzeyyen kazadan beri ne kadarını biliyorsa o kadarına sahipti. Kazadan sonrasının uzun süreli bir karanlık olduğunu biliyordu. Hemde kendisinin bile akıl sır erdiremediği bir karanlık. Bu kadar uzun süre sonra böylesine şiddetli bir şekilde onu uyaran neydi? 'Ölüyor mu?' diye düşündü.Eğer beyin ölümü gerçekleşirse kendisinin de hiçliğe gideceğini biliyordu. İlk kaza anından bu zamana kadar Müzeyyen gitmişti ve bedenini bir kabuk gibi geride bırakmıştı. Şimdi dönmesini sağlayan, zihnini denemeye iten şey neydi? 
İskender, bilmiyordu.
"Bekleyeceğiz."
"Uyuyamaz mıyız? Saat epey geç oldu."



"Evine gitmek ister misin?" diye sordu İskender. "Orada uyursun."
'Ve belki ne aradığını bulabiliriz.' diye düşündü, dile getirmedi.
Müzeyyen kafasını olumlu bir şekilde salladı ama emin olamıyordu. Neyle karşılaşabileceğinden az çok tahmin edebiliyordu. Babası gittikten sonra büyük bir yıkım yaşamıştı ve izlerinin derinlerde bir yerde sakladığından emindi. O eve gitmek sırlarını tüm çıplaklığıyla bu adamın önüne sermek demekti...
Yine de sesini çıkarmadı ve İskenderle birlikte arabaya doğru ilerlemeye başladı. 
Ayakta dikiliyordu.
Bir önceki durakta binen hamile tatlı bir bayana yer vermişti.
Bir kaç saniye onun tatlı tatlı karnını sevişini izledi. 
Telefonunu çıkarıp mesajlarını kontrol etmek istedi.
Eliyle ceplerini yokladı.
Bulamayınca ayağının ucundaki çantasına eğilip onu karıştırmaya başladı.
Önce sesi duydu.
Ani ve acı bir çarpma sesiydi. 
Bir an için nefesinin kesildiğini hissetti. 
İlk beş saniye tüm sesler durdu Müzeyyen için.
Sonra her şey dönmeye başladı.
Gözleri karıncalanmaya başladı Müzeyyen'in. Nefesi hızlanırken yolun ortasında durdu bir anda. İskender ne olduğunu fark etmeden ilerlemeye devam etti.
'Hayır' diye mırıldandı. 'İstemiyorum, hatırlamak istemiyorum' Başını ellerinin arasına aldı ve saçlarını çekerek acısının dikkatini dağıtması için yalvardı.


Ayakları bir saniye önce yerdeydi, bir saniye sonra koridorun soğuk zeminine yatar halde bulmuştu kendisini.
Bazılarının camdan dışarıya fırladığını görür gibi oldu ama emin olamıyordu.
Her şey çok hızlı oluyordu.
Bir an sonra otobüsteki diğer herkesle birlikte ters dönen otobüsün tavanındaydı.
Kafasını o kadar sert çarptı ki gözleri karardı. 
Görüntü bir kaç saniye kesildi.
Kanın kokusunu alabiliyordu.
Cam kırıkları her yerdeydi...
Çığlıklar...
Elini alnına götürüp ovaladı ve başını iki yana salladı Müzeyyen. Ne kadar hızlı nefes alırsa alsın oksijen ciğerlerine ulaşamıyormuş gibi hissediyordu. 
'Lütfen, lütfen, lütfen' mırıldanıyordu. Nefes alabilmek için, hatırladıklarını unutabilmek için. İskender tam o anda fark etti onu. Yolun ortasında durmuş, saçları ellerinin arasında isterik bir kriz geçirirken. Koşar adım yanına geri dönüp saçlarını ellerinden kurtardı önce.
"Beni dinle, bana bak Müzeyyen. Tamam, tamam bir şey yok." 
Karnında ve bacağındaki acı bir anda hissettirdi kendisini.
Hayatında böyle bir acıyı daha önce hiç tatmamıştı.
Bacağı ters dönmüştü herhalde.
Çünkü nerede olduğunu bir türlü algılayamıyordu.
Karnına saplanmış cam parçasını kafasını kaldırmadan görebiliyordu.
Sonra onu gördü.
Az önce gülen gözlerle kocaman karnını okşayan hayat dolu kadını...
Başı garip bir şekilde başka bir bedenin üstünden aşağıya sarkmıştı.
Gözleri açıktı, ama bakmıyorlardı.
Müzeyyen o anda ağlamaya başladı.
'Lütfen, kes şunu. Ne olur, durdur artık!' İskender onun çığlık çığlığa ağlayışını izliyordu ama ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Kollarından tutup kendisine çekti; sıkıca sarılıp, saçlarını okşamaya başladı.




"Tamam, geçti." diye fısıldadı tekrar. Yapabileceği başka hiçbir şey yoktu. Her şeyin yoluna gireceğini söylemek istiyordu ama hiçbir şey yoluna girmeyecekti. Ne yazık ki olanları değiştiremezdi. Saçlarını okşarken, bir yandan onu sıkı sıkı tutuyordu. Müzeyyen kendisini bırakmıştı; ayakta duramıyordu, bacakları titriyordu. İskender onu kucakladığı gibi arabaya ilerlemeye başladı. Onu yolcu koltuğuna oturttu ama ellerini üzerinden çekmedi. Uzun bir süre sonra hıçkırıklar yerini iç çekişlere bıraktığında kendisi de kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti. Torpidodan çıkardığı mendille önce Müzeyyen'in gözyaşlarını sildi. Sonra katlayarak burnuna götürdü. Sinir krizi bile geçiriyor olsa başkasının uzattığı mendile sümküremezdi Müzeyyen. Adamın elindeki mendili aldı ve bir teşekkür mırıldandı. Böyle acınası bir halde olmasaydı onun bu sevimli hareketine gülebilirdi İskender. Ama acısı o kadar derindi ve canını öylesine yakıyordu ki sadece arabayı çalıştırıp yola koyulmakla yetindi.
'Önce camı açmam gerekli' diye düşündü Müzeyyen. 'Önce içimi havalandırmalıyım. Yoksa nasıl unuturum. Belki de sadece ben yer verdiğim için ölen; bir kadını, bir bebeği! Nasıl unutabilirim?' 
İstanbul'un serin rüzgarı yüzüne çarparken Müzeyyen gözlerini kapattı.Yok olmak istiyordu. Kaybolmak istiyordu. Serin gecesinin karanlığında, uzun zaman sonra ilk kez güvende hissedebildiği bir insanın yanında, kayboldu...

-devam edecek-


6 yorum:

  1. Ayyy çok heyecanlı oldu bu Elif. Hemen yayınlasan keşke devamını. hihihi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim güzel yorumun için canım benim :)) Öpüyorum kocaman ♥

      Sil
  2. ya baksanaaa bi sonraki posta var yaaa hani evde yapılan şeyler onun sonunda bir gif var hani rihanna gibi biri ellerini oynatıyo filaaan ay bunu yazarken sen acaba öle miydiiin, ya baksanaaa hani diyom ya evde oturuyom demek ki böle hayaller kuruyon evde sen ay valla çok gizemli öykü bu, noluyo acaba paralel evren filan mı çok karmaşık ama çok güzel stepheng king halt etmiş vallaaa :) tamam tamaaam müzeyyen bir palyaçoymuş aslındaaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahaha, inanır mısın vallahi öyleydim :D Ay ilahi Deep güldürdün vallahi :)) Çok teşekkür ederim canım benim ♥ Soytarı da olabilir aslında, hmm bunu bir düşüneyim...

      Sil
  3. Elif Google + yok mu senin ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Var ama aktif değilim, sadece var yani :))

      Sil

Güzel yorumun için; kokulu öpücükler, sevgili okuyucu...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...