9 Kasım 2016 Çarşamba

Bir Şans Daha #1

Bir Şans Daha
Kaderlerimiz Birbirine 
Bağlanmış  #1
Nefes nefeseydi.
Koşuyordu.
'Geleceğin Bilimi' kulübü için küçük bir proje tasarlamış ve projesi kabul edilmişti.
Okulu ona bir senaristle tanışma ve projesi hakkında görüşme fırsatı sunmuştu.
Ama tam da şimdi o fırsatı kaçırmak üzereydi.
Yol sorabilecek kimseyi bulamamıştı, geçtiği sokaklar hayatı boyunca gördüğü en ıssız sokaklardı.
Anadolu yakasına ilk geçişiydi ve kaybolmuş olmaktan korkuyordu.
Açıkçası şuan kafayı yemiş, psikopat bir katille karşılaşma oranı da hayli yüksekti.
Bu düşünceyle tüyleri diken diken oldu, sol cebindeki biber gazına uzandı eli.
Özgecan'ın duymadığı çığlıkları hala kulaklarında çınlıyordu.
O kara pazartesiyi ölse unutamazdı.
Adımlarını hızlandırdı.
Elindeki adresi sıkı sıkı tutmuş, koşarken düşürmemeye özen gösteriyordu.
Beş dakika önce göz gözü görmüyordu sisten, şimdiyse yağmur atmaya başlamıştı.


Biraz yavaşlayarak çantasındaki kullan-at yağmurluğu çıkardı ve üzerine giydi.
Annesi yazın bile koyardı bu yağmurluğu çantasına.
'Zaten yer kaplamıyor. Bir şeycik olmaz bunun ağırlığından derdi.'
Beş yıldır ilk kez işine yarıyordu Müzeyyen'in.
Elindeki adrese son kez baktı ve gelmiş olmalıyım diye düşündü.
-Durdu- Etrafına bakınmaya başladı.
Bankalar, fırınlar, restoranlar...
Sonunda gözleri aradığını buldu.
İki kocaman binanın arasına sıkıştırılmış küçücük bir kapı.
İçeriye girdiğinde küçük bir zil çaldı başının üstünde.
Buluşma gününü ve saatini senariste göre ayarlamışlardı. Başta dersini iptal etmek zorunda kaldığı için sinirleri bozulsa da şimdi çok hoşuna gitmişti burada olmak.


Kapıdan içeriye girdiğinizde yukarıya bakan merdivenler karşılıyordu size.
Binlerce eski fotoğrafla süslenmişti duvarlar.
Merdivenler halıyla kaplıydı ve yan tarafta bir ayakkabılık vardı.
Bir bölmesine ayakkabılarını koydu, kilitleyerek anahtarı cebine attı.
Basamakları hızlı adımlarla çıktı ve cam kenarındaki rafların arasına yerleştirilmiş küçücük bir masaya tünemiş şekilde gördü onu. Gazete okuyordu.
Önündeki bardaktan süzülen dumanlar kahvenin kokusunu Müzeyyen'in bununa ulaştırdı.
Seri adımlarla yanına yaklaştı.
"Geç mi kaldım?" diye sordu cevabını bildiği halde.
İskender sarı gözlerini üzerine dikti ve onu baştan aşağı süzdü sakince.
"Henüz geldim. Oturun lütfen."
Müzeyyen ikiletmeden oturdu sandalyeye. Adam önündeki bardağı kendisine doğru itti.
"Ben dokunmadım, içiniz ısınır." dedi samimi sayılmayacak bir şekilde.


Üzerindeki ıslak yağmurluktan kurtuldu, sonra da sıcacık kahveden bir yudum aldı kız.
Burnu soğuktan donmuştu. Karşısındaki adam bakışlarını sokağa çevirince onu inceleme fırsatı buldu.
Açık kahve saçları bukleler halinde ensesine kadar uzanıyordu. Masaya yaslanmış bir baston vardı. Kırmızı gözlü bir karganın motifi işlenmişti sapına. Karşısında oturan yirmi küsür yaşlarındaki adamı ilk gördüğünde de bu hayvan gelmişti nedense aklına. Belki baştan ayağa simsiyah giyindiği içindir diye düşündü. Kim bilir?
"Projenin bir taslağını göndermiştim size. Okuma fırsatı buldunuz mu?"
Adam soğuk gözlerini kendi gözlerine diktiğinde biraz gerildi Müzeyyen. Kütüphanede gözlerini gezdirdi. Kendilerinden başka kimse yoktu içeride.
Bu gerçek onu rahatsız etti. Ama sorun 'Sorun yok' diye telkin etti kendisini. "Bastonu var, bacaklarında bir problem olmalı, sen hızlı koşarsın." bu fikir kendisini bir aşağılıkmış gibi hissetmesine neden olsa da onu rahatlatmıştı.
"Okudum." dedi İskender yalan söyleyerek. "Yaratıcı fikirleriniz var gerçekten."
O bunları söylerken kızın yeşil gözleri kütüphanede dolaşıyordu. Tedirgin olmuş gibi bir hali vardı.
Turuncu ve kıvırcık saçları beline kadar uzanıyordu. Toz pembe bir kazak vardı üzerinde, beline oturan çiçekli bir kiloş etek giymişti altına.


 Şimdi gri çorapların renklendirdiği ayaklarında yeşil plastik botlar vardı camdan gördüğü kadarıyla... Onu sokağın başında üzerindeki poşetten bir yağmurlukla, rengarenk bir halde kendisine doğru yürürken gördüğünde gülümsemesine engel olamamıştı bir türlü. Böyle soğuk ve yağmurlu bir gün için ilginç bir kıyafet diye düşünmüştü.
"Ancak projenizle ilgilenmiyorum ne yazık ki."
Müzeyyen buz kesti bir anda. Üç saatlik yolu bu zırvayı dinlemek için mi gelmişti buraya.
"Nasıl yani, ilgilenmiyorum?" dedi kendisini sakin kalmaya zorlayarak.
"Siz kapıdan girmeden beş dakika önce bölüm başkanınız aradı. Sizin bu projeden alındığınızı ve yerinize Selin isimli bir bayanın buraya geleceğini söyledi. Bende ona ana fikri ortaya çıkaran kişi olmadan bu projeye kesinlikle katılmayacağımı bildirdim."
Selin mi?
Selin!
İlkokuldan beri kafayı kendisini geçmeye takan yan komşusu Selin mi?
Her seferinde de bunu başaran Selin!
"Ama kimse beni aramada ki." dedi Müzeyyen kırgın sesiyle. Elini çantasına attı ve cep telefonunu çıkardı. Tuşuna bastı ama telefon kapanmıştı. Camdan dışarıya kaydı gözü. Hava ne çabuk kararmıştı... Kaç saattir dışarıdaydı?
"Saatiniz var mı?" o kadar sinir olmuştu ki ağlamak üzereydi, kendisini zor tutuyordu. Sesi de titremişti.
Elini yeleğinin küçük cebine atıp antika bir köstekli saat çıkardı İskender.
"Yedi olmuş." diye mırıldandı.
Derin bir soluk alan Müzeyyen 'evden birde çıkmıştım' diye düşündü. Ne zaman yedi olmuştu ki.
"Burada bulunmamızın da bir anlamı kalmadı o zaman. Sizi de boşu boşuna meşgul ettim"
"Hemen pes mi edeceksiniz?" dedi samimi bir ton kullanarak.
"Evet."
Şaşkınlıkla kaşları havalandı İskender'in.
"Neden peki?"
"Selin annesine benzer çünkü." dedi utanarak. Resmen tanımadığı bir adamla kızın dedikodusunu yapıyordu. Turuncu çillerle süslenmiş yanakları kıpkırmızı oldu.


"Saatte geç olmuş dönsem iyi olur. Her şey için teşekkür ederim." dedi masadan kalkarken.
"Durun!" dedi İskender.
"Fatih Sultan Mehmet Köprüsünde tır devrilmiş. Çok sayıda ölü varmış. O trafikte asla gidemezsiniz eve. Şımarıklığım yüzünden çok uzaktan geldiğinizi biliyorum. İzin verin 15 Temmuz Şehitler Köprüsüne bırakayım sizi."
Bir bu eksikti diye düşündü Müzeyyen.
Tam reddetmek için araladığında dudaklarını,
"Olur." sözcüğü aktı kulaklarına. Hemde kendi sesiydi bu. Şokla açılmış gözlerle kalakaldı öylece.
Ne demişti öyle? Ne yapmıştı? Adam ya sapıksa? Akşamın bu kör karanlığında...
'Aferin bana' diye mırıldandı. Ayakkabılarını ve ceketini giydi. Bastonu eline alıp yanından aksamadan geçen adama baktı çekinerek. Kendini buz gibi İstanbul sokağına bıraktı.

-devam edecek-




6 yorum:

  1. güzel yazı için teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorum için kokulu öpücükler ♥

      Sil
  2. çok güzel çok heycanlııııı :) ay öykü ha ne güzeeel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya, çok teşekkür ederim ♥ Senin kadar güzel değil ki Deep ♥

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Hep merak edin diye yaptım :))

      Sil

Güzel yorumun için; kokulu öpücükler, sevgili okuyucu...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...